Zerdüş Dini ve Zerdüştçülük

tarafından
122
Zerdüş Dini ve Zerdüştçülük

, Zerdüştîlik ya da Mecûsîlik, günümüzden 3500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran’da kurulan, yaklaşık MÖ 6. yüzyıldan MS 7. yüzyıla kadar 3 büyük Pers İmparatorluğu’nun dini olan, içerisinde düalist ve Eskatolojik inanışın ilk örneklerini barındıran, dünyanın en eski tek tanrıcı vahiy dini.Bu dine inananlar Zerdüştçü olarak adlandırılıyor olup bedenen öldükten sonra dirilip Ahura Mazda’nın huzuruna çıkacaklarına ve orada sorgulanacaklarına inanırlar.

Bu dinin kutsal metni ’dır ve ilk olarak Avestaca dilinde yazılmıştır. Ahura Mazda’nın Avestaca kelime anlamının “bilge efendi” olduğu düşünülmektedir. 9. yüzyıl itibarıyla, Zerdüşt bilginleri dini metinleri dönemin dili olan Pehlevice yazmaya başlamıştır.

Mecusilik tarihi gelişimi açısından dört ana döneme ayrılır.

1. Zerdüşt’le başlayan ilk inanç dönemi;

2. Kabaca Dara (Darius) sonrasında başlayan ve milattan sonra III. yüzyılın ilk yarısına kadar devam eden dönem;

3. Milattan sonra VII. yüzyıla kadar süren Sasaniler hanedanı dönemi;

4. Sasaniler’in yıkılışı ile başlayan ve günümüze kadar devam eden dönem.

İlk dönemde Mecusilik -daha yerinde bir ifadeyle Zerdüştilik-, Gathalar’da bulunan Zerdüşt’ün öğretilerine bağlı kalarak inancı açısından monoteist bir özellik göstermiştir. Bu dönemde çok tanrıcılığa ve paganist kült ve ritüellere karşı çıkılarak peygamber Zerdüşt’ün yüce tanrı Ahura Mazda’dan aldığı vahiyler doğrultusunda öğretiler savunulmuştur. Bu öğretilerin merkezinde, her şeyin yüce rabbi olan Mazda’ya imana dayalı bir inancı ifade eden Mazdeyasna inancı bulunmaktaydı (Taraporewala, s. 2). Bu devirde din evrensel boyutta yayılma temayülü göstermiş, özellikle Dara zamanında İran sınırları dışında Anadolu ve ’ya kadar yayılmıştır. Kitab-ı Mukaddes çeşitli İran krallarından bahsetmektedir. Özellikle İsrailoğulları’nı Babil sürgününden kurtaran Kral Cyrus, Tanrı’nın “mesihim” ve “çobanım” iltifatına mazhar olan oldukça müsbet bir şahsiyet olarak Kitab-ı Mukaddes’te yer alır (İşaya, 44/28, 45/1). Persler zamanında Zerdüştiliğin yayıldığı geniş alanlarda asıl Zerdüştilik’ten uzak bazı heretik ekoller de oluşmaya başlamıştır. Ahameniler döneminde imparatorluğun batı bölgelerinde kurulan ve Hıristiyanlığın başlangıcına kadar varlığını sürdüren çeşitli kolonilerin rahipleri olan Meciler bunlar arasındadır. Meciler, Yunan kaynaklarınca “Zerdüştiliğin ortodoks olmayan taraftarları” diye adlandırılmıştır. İmparatorluğun batı bölgelerindeki kolonilerde yaşayan bu grup, Zerdüşt’ün öğretileriyle yaşadıkları bölgenin inanç ve gelenekleri arasında senkretik bir yapı oluşturmuşlardır. aramice konuşan Meciler daha çok astrolojiyle uğraşmışlardır. Nitekim Yeni Ahid kaynakları da yeni doğan Hz. isa’yı görmeye gelen doğulu bilge kişiler olarak bunlara işaret etmektedir (Matta, 2/1-12). İkinci dönemde Persler’in zayıflayıp yıkılması ve İran dahil Zerdüştiler’in yaşadığı bölgelerin büyük ölçüde Yunan hakimiyeti altına girmesiyle gerek Zerdüşt öncesi İran dini inançları gerekse İran civarındaki çeşitli dinsel geleneklerle Helenistik inanç ve ritüeller Zerdüştiliği etkilemiş, böylece Zerdüştilik saf monoteist yapısından uzaklaşmaya ve senkretik bir yapı arzetmeye başlamıştır. Mecusilik geleneksel düalist yapısına ise tam anlamıyla Sasaniler döneminde kavuşmuştur. Mecusilik’teki düalist ortodoksinin özellikle milattan sonra IV. yüzyılda II. Şapur devrinde tesis edildiği ve düalizmi konu alan Pehlevice metinlerin bu dönemin teolojik anlayışının ürünü olduğu düşünülmektedir (Zeahner, The Teachings of the Magi, s. 11). Milattan sonra 226 yılında Sasaniler hanedanının iş başına geçmesiyle Mecusilik yeniden toparlanmaya başlamış, 272’de imparatorluk başrahibi Kartir’in çabalarıyla imparatorluğun resmi dini ilan edilmiştir. Bu devirde iyi ve kötü düalizmine dayalı teolojik doktrinler genel kabul görmeye başlamış ve Mecusiliğin sözlü geleneği yazıya geçirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca aynı dönemde Mecusilik, Sasaniler’in siyasi ve askeri gücüne paralel olarak Irak, Bahreyn, Uman ve Yemen (bk. EBNa) gibi bölgelerde yöneticilerin ve toprak ağalarının dini olarak tanınmış, İran dışındaki yerli kabileler arasında yayılma istidadı göstermiştir. O devirde Batı Hindistan ve ’de de Mecusi toplulukların bulunduğu bilinmektedir.

Zerdüştilikte inanç sistemi

Zerdüştilikte, dünyanın “dört evre”den oluştuğuna inanılır. Birinci dönemde iyilik ve kötülük ortaya çıkar. İkinci evrede Dünya karanlığa, felakete ve kötülüklere gömülür. Üçüncü evrede iyilik ve kötülük mücadelesinde iyilik kazanır, Zerdüşt halklara doğruyu, adaleti göstererek karanlığı ve aydınlığı birbirinden ayrıştırır. Dördüncü evrede ise her tür kötülük ve karanlık kaybolacak, dünyaya barış ve kardeşlik hâkim olacaktır. Zerdüşt burada dünyayı aşamalara ayırırken, ilk dönem insanın yaradılış dönemini konu alır. İkinci dönemde, tufanla insanoğlunun uğradığı felaket vurgulanır. Üçüncü dönemde, Zerdüştlük ve sonrasında gelişen uygarlığa vurgu yapılır. Dördüncü aşama da ise insanoğlunun geleceğe dair taşıdığı umuda, özgürlük düşlerine çağrışım yaparak, geleceği tasavvur eder.

Avesta ya da Avesta

Zerdüştlüğün kutsal metinlerinin derlendiği Avesta genellikle iki bölüme ayrılır. Birinci bölüm Vendidad, Visperad ve Yasna‘yı içerir. Vendidad, çeşitli dînî yasalar ve efsanevi hikâyelerden oluşur. Visperad, kurban edilirken okunan duaları içerir. Yasna ise benzer dualar ve Avesta’da kullanılan genel dilden farklı bir lehçeyle yazılı beş gata içerir. Avesta’nın ikinci bölümüne Khorda Avesta (Küçük Avesta) adı verilir ve tüm inananlar tarafından farklı elementlerin varolduğu belirli günlerde okunabilen kısa dualar içerir. Bu duaların beşine Gah, 30’una Sirozah, üçüne Afrigan ve altısına da Nyayish denir.

Avesta, M.Ö. 1500-1000 yılları arasında yaşamış olan ilk Arya din kurucusu Zerdüşt dininin kutsal kitabının adıdır. Bu din adını, kurucusu olan Zerdüşt’ten almaktadır. Kutsal kitabı Avesta’dır. Ancak Avesta’da Zerdüştler’e “Mezdisnan” adı verilmektedir. Nitekim hâlen Hindistan’daki Parsiler, kendilerine “Mezdisnu” demektedirler. Bu dini kuran Zerdüşt, Gatalar denen dörtlükler yazmıştı. Bu dörtlükler, Avesta’da toplanmıştı. Bu yazılar, Zerdüşt’ün neye inandığını ve Zerdüştçülüğün temellerini anlatan tek belgedir. Avesta dili, eski İran dillerinin bir parçası olan Indo-Iranian dilinden olup Sanskritçeye bağlanır ve Zazaca ile çok büyük benzerlikler gösterir.

Avesta 21 kitaptan oluşmakta iken, İskender’in işgâli sırasında yok olan kitaplardan sadece “Yasna”, “Visparad” ve “Vendidad” / “Videvdat” kalmıştır.

Avesta’nın Türkçe’ye çevrilen bölümlerini ilk defa, Pehlevî dilinden İsveççe’ye Nathan Söderblom, 1908’de çevirdi. Sözcük anlamı “temel, açıklayıcı bilgi” olan bu metinler, 12.000 öküz derisi üzerine yazılmıştı. Büyük İskender, eski adıyla Arya ülkesi olan, daha sonra Eran, şimdilerde de İran olan toprakları ele geçirmek için başlattığı savaşta söz konusu metinlerin 17 cilt tutacak kadarını yakmıştı. Bu savaştan kaçıp Hindistan’ın Bombay bölgesine göç eden Zerdüşt taraftarları, yakılmaktan kurtulan bölümleri birlikte götürdüler. İşte ilk defa batı dillerine 17. yüzyılda, Fransız asıllı Anguetil-Dupperon tarafından çevrilen metinler, bu Bombay’daki metinlerdir.

Avesta ve Sanskrit dilleri bilgini Haug ise «Zerdüşt Peygamber, Allah’ın tek ve yegâne olduğunu ispat ettikten sonra eski zamanlardan beri insanların ve bilginlerin zihnini kurcalayan ve büyük bir mesele olan (dünyada görülen bütün noksanlık ve kötülükleri yüce Allah’ın adalet ve merhametine nasıl yakıştırmak mümkün olur) fikrini, iki zıt kuvvet nazariyesini ortaya atarak izah etmiştir. Bu yüzden de bu iki varlık iyi ayrı cevher halinde anlaşılmıştır. Esasen Angra Mainyu imşas pendlerin zıddıdır. İmşas pendler Ahura’nın eşidi zannedilince Ehriman da Ahura’nın eşidi olmuştur. Gagalar’da ve Yeştler’de imşas pendler melek rolündedirler.Bazı tanrı adları Gagalar’da Ahura Mazda’nın sıfatlan olduğu halde sonradan derlenen Avesta bölümlerinde bu sıfatlar tanrı sûretine bürünmüşlerdir» demektedir. Böylece Zerdüşt’te görülen ikicilik yani Ahura Mazda ile Angra Mainyu münasebeti diğer semavi dinlerdeki Allah şeytan münasebeti gibi ele alınmaktadır.

Üst Ruh :

Fravaşi, Zerdüştlük’de bireyin kendi varlığından önce ve kendi varlığının dışında bir sahip olduğu üst ruhu ya da özü. Bazı kaynaklara göre bu tanım tanrılar ve melekler için de geçerlidir. Bu dini olguya göre fravaşiler evrenin ve insanlığın yaratılışından beri Ahura Mazda’nın (Bilge Efendi) yanındadırlar ve onun sahip olduğu düşünülen ışık ve cömertliğinden faydalanırlar.

Tanrının son galibiyet ve zaferinde tekrardan dirilecek ve kendi özgür iradeleriyle acı çekmek ve kötü olduğu saptanan varlık ve güçlerle savaşmak için dünyaya geleceklerdir. Her insanın sahip olduğu fravişi bedenle bütünleşmiştir fakat ruhtan ayrıdır. Böylelikle insana yol gösterirler. Kurtarılmış olan ruhlar da ölüm sonrasında fravaşiyle bütünleşir. Bu inanışa göre fravişiler canlı, ölü ve henüz doğmamış olarak üç gruba indirgenir. Tanrı Ahura Mazda dünyayı şeytanlara karşı korumak için fravaşilerden destek alır. Yüce ve kutsal özellikte ateşi koruyan fravişiler aynı zamanda karanlığı hapseder.

Harut ve Marut, Pers mitolojisinde, (Zerdüştlük)te ve Kur’an’da ismi geçen iki melek. Hurdad ile Harut, Murdad ile de Marut arasında bağlantı kurulur. Murdad ile bağlantılı olduğu düşünülen bir başka konu ise ’tur.

Marduk, Marduk ile Marut arasında etimolojik köken bağlantısı kurulur.

Hikaye

Harut ile Marut aralarında sohbet eden iki melekti. Sohbetlerinde “İnsanlar yerine biz duygu sahibi olsaydık sürekli ibadet ederdik” diyorlardı. Allah onlara “Size şehvet duygusunu verseydim siz insanlardan daha çok günah işlerdiniz” demiş. Melekler kendilerine güveniyorlarmış. Allah onlara şehvet duygusu verip dünyaya indirmiş. Harut ile Marut bir kadın görmüşler. Kadın Harut ile Marut’a bir şartla onlarla birlikte olacağını söylemiş. Ya kocasını öldürecek, ya puta tapacak ya da şarap içeceklerdi. Şarap içmeyi tercih ettiler.

Hikayeye göre kadın bir şartta daha bulundu. Aşk duygusuna kapılan Harut ile Marut bu şartı da kabul etmişler. Kadının şartı ona ism-i azamı öğretmeleriydi. Onlar öğretince kadın söyleyip gökyüzüne çıkmış. Allah kadını Zühre yıldızının üstüne koymuş ve Harut ile Marut’u da Babilde bir yerde baş aşağı kıyamete kadar duracakları cezasını vermiş.

Kutsal Tapınak: Ateşgahlar Mabedi

Ateşgah, dünyaki 3 Zerdüşti tapınağından biri.[1] Bakü’ye 30 km mesafede, Abşeron yarımadasının Surahanı kasabasının güneydoğu kısmında yer alır. “Ateşgah” sözcüğü ateş mabedi anlamına gelir. 16-18. yüzyılda doğal gazın çıktığı, bir zamanlar ebedi sönmez ateşlerin yandığına inanılan bir ateş mabedidir. Mabedin en erken yapısı olan ahır 1713 yılına aittir. Merkezi secdegahı ise 1810 yılında tacir Kançanagaran tarafından yaptırılmıştır.